28 Ekim 2010 Perşembe

Mısır Piramitleri

       
Piramit efsaneleri ~Detayli Arastirma~

Mısır Piramitleri


      Binlerce yil önce yapılan piramitlerde bugün bile hala binlerce sır yatmaktadır.O tarihlerde piramitleri yapan insanlar herhalde metre kavramını bilmiyorlardı.Ve bütün bunları göz kararıyla yapmalarda imkansız.Bugün bile çok düzenli bir şekilde yapılan gökdelenlerde çok hafif bir sapma söz konusu olabiliyor.Peki o zamanlar bunları yapan insanlar ölçüm için ne kullandılar.Saniye mi?Arsin birimi mi?Mısır endazesi mi?Bilemiyoruz.Şimdi bu piramitlerdeözellikle Gize bölgesindeki büyük piramidin çeşitli oranlarda ölçümlerine bir bakalım.Bunlarin hepsi bir rastlantı mi?Olabilir.Ama bu kadar çok rastlantıda insani düşündürüyor! PİRAMİTLER'in sayısı 80'e yakındır. Hepsi Nil’in sol kıyısına kurulmuş ve vadide 40 kilometrelik bir uzunluk içine yayılmışlardır. Bazıları ayrı olmakla birlikte çoğu grup halindedir.



Piramitlerin Gizemi



      Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.



Piramit kimin adına yapıldıysa onun bulunduğu odaya yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler) Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.



  • Piramitlerin içerisinde ultra pound radar sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.
  • Kirletilmiş suyu birkaç gün Piramit’in içine bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.
  • Piramit’in içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
  • Bitkiler Piramit’in içinde daha hızlı büyürler.
  • Piramit’in içine bırakılmış su 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
  • Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yaymadan piramitler içinde mumyalaşır
  • Kesikyanıksıysık gibi yaralar bir piramidin içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.
  • Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğuna hakkında bir bilgi yoktur.Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu yada aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.
  • Piramitlerin içi yazın soğukkışın sıcak olur.




Piramit efsaneleri ~Detayli Arastirma~
  • Büyük Piramitin açılarıNil’in delta yöresini iki eşit parçaya bölerler.
  • Giz’deki üç piramit aralarında bir Pitagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir.Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5′dır.
  • Büyük Piramit'in tabicinin yüzeyianıtın yarısının iki katına bölündüğünde pi=314 sayısı elde edilir. Büyük Piramit'in dört yüzeyinin toplam yüzölçümüpiramit yüksekliğinin karesine eşittir.
  • Büyük Piramitdünyanın kara kitlesinin merkezinde yer alıyor.
  • Büyük Piramitdört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.



      John A.R. Legon İngiltere Sus Universite´si Arkeoloji Bölümü´nden 1971´de mezun oldu. Piramit Arkeolojisi üzerinde beş yıl çalıştı 1975´de Mısır´a gitti halen Masır Araştırma Derneği´nin üyesi; Legon bu araştırmasında Giza Piramitleri´nin mimarisi ve konumları üzerinde duruyor. Bunu yaparken de Mısır konusunda dünyanın en tanınmış arkeologlarından olan Petrie´nin çalışmalarını ortaya koyuyor. 



      Nil Vadisi´ne yaklaşıldığında karşınıza çıkan kayalık platoda Giza´nın üç piramidi yer alır. Ziyaretçiler için ilk görünüş sürprizdir çünkü ilk bakışta gördüğünüz üç piramitin en büyüğü olarak Büyük Piramit yani Keops Piramiti değildir aksine İkinci piramit daha büyük olarak gözükür. Her ne kadar Büyük Piramit hem ilk önce yapılmış olması nedeniyle hem de bulunduğu konum yüzünden yüksek gibi görünüyorsa da aslında öyle değildir. Piramitlerin hiç birisi platonun ortasında değildir kuzey kayalıklarına yakındır. Bu konum rasgele değildir orada doğudaki tapınağa doğru veya vadinin kıyısına doğru giderek kayalığın tepesine uzanan bozuk ve yokuş bir yol vardır. Bu yükseklikyaklaşık 3000 metredir eğer piramitleri yapanlar platoya böyla bir mantık veya bilinçle girdilerse niçin daha uygun ortamı ya da konumu yani tam merkezi seçmediler? Oysa bu uygun konumda İkinci Piramit bulunuyor yani Kefren uygunluğun kanıtı ise söz konusu yokuşun burada doğal bir eğim kazanması şeklinde dikkat çekiyor. İkinci Piramit´in yeri seçilirken Büyük Piramit´in var olması yükseklik belirlenmesi yönünden avantajlıydı ama bu avantajdan yararlanılmamış normal olarak daha yüksek olmalıydı ve kuzeybatıya daha yakın olmalıydı. Ama oraya yapılmadıyapıldığı yerde doğal bir kaya yüzeyinin bulunduğu ve yamacın aşağıya güneybatıya doğru eğim kazandığı dikkat çekiyor işte bu yer bize yapay bir zeminin bulunduğunu gösteriyor. Bunun görüldüğü yerde derin bir eğim kuzey ve batı kıyısına uzandığı da farkedilir burada da megalitik temellerin bulunduğu bir platform vardır ve güneybatı köşesine destek olarak özellikle yapılmıştır. 



Piramitlerin altında ne var? 
      Üçüncü Piramit´in yani Mikerinos´un yeri benzer bir yaklaşımla kuzeydoğu köşesindedir ve onun da doğu kıyısında aynı yapay destek sağlanmış doğal kayalar kırılmış ve yaklaşık beş metre yüksekliğindeki bir kütle dayanak olarak yapılmıştır. Aynı soruyu yine sorabiliriz; Niçin piramit doğal yüzeye ve batıya doğru yapılmadı? Demek ki İkinci ve Üçüncü Piramitler doğal olmayan zeminlere yapılmayıp yapay zeminlere oturdular ve neden birbirlerine göre daha uyumlu bir proje oluşturulmadı? Bu detaylar bize aynı nedeni telkin ediyor gibi daha da önemlisi mimari proje veya piramitlerin konumları bizi düşündürüyor veya neden daha kolay bir inşaatın tercih edilmediğini merak ediyoruzsonuçta üç piramitin şu andaki gibi değil daha düzenli ve uygun konumlarda olmaları gerekmez miydi? Bilindiği gibi kare kesin dört temel noktadan oluşur Büyük ve İkinci Piramit doğuya doğru yönelerek iki derecelik bir yay çizerler her üç piramitte kuzeydoğudan güneybatıya doğru diagonal bir çizgi çizerler temellerin kenarlarının uzaklıkları eşit değildir; kuzeyden güneye ve doğudan batıya doğru peşpeşe dururlar. Temel dayanağımız olan bu birbirine yapışık proje bizlere üç piramitin bir yeraltı planının üzerine yapılmış olduğunu açıklayabilir ama bunu nasıl test edebiliriz? 



Pi sayısının orada işi ne? 
      1880 yılında bir arazi ölçeri İngiltere´den Mısır´a geldi amacı Büyük Piramit´in kesin ölçümlerini yapmaktı. Bunu doğru olarak yapmak istiyordu; ama sonradan amacı değişecekti; boyutlar kuramına göre "bir piramit inç" ölçüsünün İngiliz ölçülerine çok yakın olduğunu kanıtlayacak ve bir devrim yaratacaktı. O sırada orada bulunan ünlü arkeolog W.M. Flinders Petrie bu genç memurun tüm çalışmasını bu işe adamasından memnun değildi. Oysa o İkinci ve Üçüncü Piramitler´in konumlarını da ölçüp oluşturdukları üçgeni ölçümleme çabasına girmişti ve bu amaçla elli nokta işaretledi. Tüm karşı çıkmasına rağmen bu ölçümlemeler Petrie´nin Egyptology alanındaki uzun kariyerinin temeli olacaktı buradan yola çıkarak üç piramitin orjinal temellerini bulmak için sayısız kazı yaptı. Petrie yayınladığı kitabında üç piramidin boyutlarını ve yönelimlerini yazdı ayrıca temellerin birbirlerine uzaklıklarını da belirtiyordu. Bu bilgileri adı bilinmeyen ölçü memurunun çalışmalarından almıştı ve sonuçta bir yeraltı planının varlığından emin oldu ve bu inancını da yazdı ama kazılarda istediği kanıtları bulamadı oysa plan çok basit ve dikkate değerdi. Petrie Eski Mısır´da kullanılan Kraliyet Mısır Kübit ölçüsünü de referans alarak Büyük Piramit´i ölçtü; 628 metreydi. Sonra Büyük Piramit´i temel alarak diğerlerinin uzaklıklarını da hesapladı ve ana projeye ulaştı tüm hesaplamaların sonucunda ortaya çok net olarak tek bir sayı çıkıyordu; ünlü Pi sayısı. 



Piramitlerin üzerinden geçen meridyen karaları ve denizleri tam iki eşit parçaya bölüyor. Keops Piramidinin Taban çevresinin yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını veriyor.
Piramit'in yüksekliğiyleçevresi arasındaki oranbir dairenin yari çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir.Dört kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir.



Karmaşık hesaplara doğru... 
      Büyük Piramit (Keops) Pi sayısı demektir; yüksekliği Eski Mısır ölçüsüyle 280 kübit temelin iki boyutlu çevre uzunluğu 1760 kübittir bir dairenin çapının çevresiyle uyumu gibi; temelin kenar ölçümü 440 kübiti veriyor bu sayılar düzenlenince ortaya 280xPi2 çıkıyor bu da 439.8 kübiti veriyor. İkinci Piramit´in Büyük Piramit´le olan boyutsal lişkisi çok basit bir planlamadır. Küçük bir hesap sonucunda da Üçüncü Piramit´in yeri bu şekilde bulunabiliyor.Büyük Piramit´in güney kenarından başlayan 250 kübitlik bir çizgi İkinci Piramit´in kuzey kenarına ulaşıyor ve İkinci Piramit´in güney kenarı ise küçük bir hesap sonucunda Büyük Piramit´in kuzey kenarına ulaşıyor. Sonuçta bu ölçümler bize kuzeyden güneye Pi sayısını veriyor. Kuzey-güney ilişkisinin bir benzeri doğu-batı ilişkisinde de görülür; kısacası hesaplamalar bilinçli ve ustacadır. 



Giza Piramitlerinin farklılığı
      Giza Piramitleri
      Keops Kefren ve Mikerinos adlı üç büyük piramitten oluşuyor. İçlerinden Keops Piramidi dünyanın yedi harikasından biri. Giza Piramitleri’nin M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldıkları düşünülüyor. Dünyanın en büyük piramitlerinden biri olmakla birlikte onları diğerlerinden ayıran farkların başındaiçlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme kavuşturulamamış olması geliyor. 



      Piramitler içinde en çok ilgi çekenleri üç büyük piramit olarak bilinen Giza şehri civarında bulunan abidelerdir. Bunlar varsayılan kurucularının adlarına göre ayrılmaktadır: Keops (Kufu) Kefren ve Mikerinos. Bu üç Giza Piramidinin geometrik ve gözlemsel ilkelere dayalı bir plana göre inşa edildiği ve bu planın da doğrudan astronomik gözlemlere dayandığı ileri sürülmektedir.

      Kufu ya da Keops diye de adlandırılan Büyük Piramit üç büyük piramidin ilki ve en kuzeydekidir. 137 metre yüksekliğindeki ve yaklaşık 6.5 milyon ton ağırlığındaki Büyük Piramit şimdiki Kahire şehri yakınlarında tam olarak Nil Deltası’nın tabanına yerleştirilmiştir. Mısır astronomi bilgini Mahmut Bey Keops’un binlerce yıl önce dolanımının en yüksek noktasına varmış Sirius yıldızı ışınlarının piramidin güney tarafı üzerine diklemesine düştüğü bir devrede inşa edilmiş olduğunu söyler.


      Piramidin yapım planında sık sık karşımıza çıkan 2861022 sayısı anahtar sayı olarak kabul edilir çünkü bu sayı güneş ve yıldız yılının değerini güneş ile yeryüzü arasındaki uzaklığı yeryüzü ile yörüngesi arasındaki ilişkiye göre yerçekimi kanununu ve yeryüzü yörüngesinin merkezkaç değişimlerinin sınırlarını belirlemeye olanak sağlamaktadır. Görüleceği üzere Piramit gerçek bir geometri ve ölçü harikasıdır. Birçok bilim adamı ve yazar Giza’daki Keops Piramidi’nin bugünkü bilim bilgileri ve makinelerle bile yapılamayacağını ısrarla söylemektedirler. Büyük Piramit hiçbir zaman anlaşılmamış olan bir tekniğin ve dehanın gözle görülür tanıklığını yapmaktadır.
Piramit efsaneleri ~Detayli Arastirma~


      Peki Keops Piramidi’nin yüksekliğinin bir milyara çarpımının yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı vermesi bir rastlantı mıdır? Piramidin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmesi bir rastlantı mıdır? Taban çevresinin yüksekliğin iki katına bölünmesinin Pi sayısını vermesi bir rastlantı mıdır? Piramitte dünya ağırlığını gösteren hesapların bulunması bir rastlantı mıdır? Piramidin kurulduğu kayalık alanın büyük bir özen ve doğrulukla düzeltilmiş olması bir rastlantı mıdır? Bugünkü teknoloji ile yapılamayacak bir şeyi eski Mısırlılar basit teknoloji ve sade aletleriyle nasıl yaptılar? Mısırlılara dünya-dışı zeka ‘dışardan yardım’ mı geldi? Yoksa bu yapılar Dünya dışı Ziyaretçiler tarafından mı yapıldı.



      Büyük Piramit ( Khufu Keops ) dünya karalarının tam ortasında bulunmaktadır. İnşası sırasında böyle dev bir yapının dünya karalar topluluğunun tam merkezine oturtulması için  yörenin  hatta dünyanın uzaydan görülmüş olması gerekirdi. Bu bakımdan ya uzaylılar ya da uzaylıların yetiştirdiği kimseler tarafından inşa edilmiştir. AraplarBüyük Piramidin “Uzaydan Gelen Ruhlar “ tarafından inşa edildiğine inanırlar.


      Her ne kadar okullarımızda okutulan tarih kitaplarında hala mezar anıt olarak yazılıysa da  Büyük Piramidin Firavun mezarı olarak yapıldığıyla ilgili bilgi  geçerliliğini gün geçtikçe yitirmektedir. Onun yerine onun bir inisiyasyon merkezi hatta güç elde etmekte kullanılan bir enerji üretici olarak yapıldığı konusundaki bilgiler gün geçtikçe güç kazanmaktadır. Çok değişik alşimik çalışmaların yapıldığı ve bu çalışma ve denemeler için gerekli enerjinin üretildiği bir jeneratör olarak yapıldığı daha kuvvetli olasılık halinde karşımızda bulunmaktadır. Gerek bilinen ölçüleri gerekse biçimiyle büyük Piramit ve ötekiler  mezardan çok bir güç üretici olarak yapılmış olabileceklerini düşündürmektedir. Böyle olunca da böyle bir yapının inşa bilgisinin kaynağı Raymond Drake’in belirttiği gibi ya uzaylılardır ya da onların öğretisinden yararlanmış seçkin kişilerdir.

      Ruhsal yetenekleri gelişmiş kişilerin ifade ettiklerine göre  Büyük Piramit manyetik güç yayımını hala devam ettirmektedir. C.H. Williamson ‘un “Other Tongues  OtherFlesh “ ( Başka Diller  Başka Bedenler ) isimli eserinde belirttiğine göre  dünya dışı kökenli insanlar yapıyı meydana getiren çok iri taşları antigravitasyon ya da sonik yöntemlerle ilgili bilgileri uygulayarak yerleştirmişlerdi. Belki de bu insanlar aynı güçleri kendi uzay araçlarını hareket ettirmede de kullanıyorlardı.

      Keops Piramidi ya da Büyük Piramit  Kahirenin 16.km. kadar batısındadır. Taban yüzeyi yaklaşık 53.000 m2’lik bir alanı kaplar. Orijinal yüksekliğinin 146 ile 148 m. arasında olduğu tahmin edilir. İnşa edildiği dönemde üzerinde bulunması gereken Kapak Taşı’nın artık olmaması nedeniyle şimdiki yüksekliği 137 metre kadardır. Yapılan hesaplara göre Büyük Piramit İngiltere’de Hz. İsa’dan bu yana inşa edilmiş olan tüm katedral  kilise ve şapellerden daha fazla taş kütlesine sahiptir.

      Keops Piramidinin yapımında 2.600.000 adedi aşkın granit ve kireçtaşı blok kullanılmıştır. Blokların ağırlığı 2 tondan 70 tona kadar değişir. Santimetrenin 40’da birine kadar bir hassasiyetle kesilen bloklar o kadar hassas bir şekilde birleştirilmiştir ki  aralarındaki derzlerin açıklığı hiç bir zaman santimetrenin 20 de birini aşmaz.

      Arap tarihçisi Abu Zeyd el Balkhy. Eski bir yazılı kaynağa dayanarak Büyük Piramidin “ Çalgı Takımyıldızı (Lyra ) Yengeç burcundayken  yani hicretten 2 kere 36.000 yıl önce “ inşa edildiğini yazar. Bu da yaklaşık olarak günümüzden 73.000 yıl öncesine denk gelir. Ayrıca piramit üzerinde yapılan Karbon-14 tarih belirleme çalışmaları da yine M.Ö 71.000 yılını göstermektedir.
Kefren Piramidi de Büyük Piramidin hemen yanında yükselir. Yüksekliği ilkinden biraz daha azdır. Ancak daha yüksek bir taban üzerinde inşa edildiğinden Büyük Piramitten daha yüksekmiş gibi görünür. Taban kenarı 216 metredir.


      Mikerinos Piramidi ise  70 metrelik yüksekliği ve 108 metreyi bulan taban kenarı ile diğerlerinin yanında çok küçük kalmaktadır. Giza düzlüğünde yer alan bu üç piramidin önemli ortak özellikleri vardır Şöyle sıralayalım :


  • Yapıların yüzleri yere 52 derecelik açı yapar.
  • Giriş yerleri kuzey yüzlerinde açılmıştır ve giriş geçitleri yerle 26 derecelik bir açı yapar. Bu doğrultudan gök kutbuna bakarlar.
      Bu gün için astronomi ve matematik sayesinde çözülebilen karmaşık bir mimari yapıya sahip piramitler hakkında şöyle bir örnek fikir verebilir:
      52 derecelik açı  piramitlerin inşaatçıları için “dairenin kare haline getirilmesine ilişkin Kutsal Geometri probleminin çözümünü sağlayan bir unsur olmuştur. Bu eğimde  yani 51 derece 52 dakikalık bir açıda yapılmış bir piramidin yüksekliği ile tabandaki çevre uzunluğu arasındaki oran  bir dairenin yarıçapı ile çevresi arasındaki orana eşittir. Bu oran ½ değerindedir. Sonuçta Gize piramitlerinin inşasında pi = 3.1415 değerinin kullanılmış olması günümüz bilim adamlarının şaşırtıcı bulduğu bir gerçektir.


      Eski Mısır’ın D.D uygarlıklarla kurdukları bilimsel sanatsal ve kültürel bağları örneklerken üzerinde durmak istediğimiz konu Piramitlerin mimari arkeolojik ve matematiksel yönlerinden çok  kozmik anlamları. Bu nedenle şimdi birazda Giza Piramitlerini okült açıdan inceleyelim.


      Teozofist A.P. Sinnett Büyük piramidin yapımıyla ilgili şunları söylüyordu:
“ Keops Piramidinin yapımında kullanılan taşların manipülasyonu ancak ve ancak  daha sonraları insanların yitirdikleri belirli bir doğa bilgisinin bu işte kullanılmış olmasıyla açıklanabilir. Doğanın gizemiyle ilgili o bilginin Veli bekçileri  ağır cisimlerin fiili ağırlığını istedikleri gibi değiştirebilecek şekilde maddenin çekimini kontrol edebilirler ve daima da edebilmişlerdir."


      "Dev yapılar mimarisinin harikaları işte böyle açıklanır. Piramitlerin yapımını yöneten üstatlar  kullanılan taşları kısmen levite etmek şekliyle bu işlemi kolaylaştırmışlardı. Majik asalar... Üstatlara eski çağlarda  doğanın kudretini açığa çıkaran anahtarlar teslim edilirdi. Gizli kelimeler ve vibrasyonel motor... Dalga boyları ve dev granit blokların levitasyonu.”


      Okültist Annie Besant ise şöyle diyordu:
“ Mısır’daki taşlar ne sırf kas kuvvetiyle ne de modern teknolojiyi aşan hünerli cihazlar kullanılarak dikilmişti. Bu taşlar  dünyasal manyetizmin güçlerini anlayan ve kontrol edebilen kişilerce dikilmişti. Neticede  taşlar ağırlığını kaybediyor ve tek bir parmağın temasıyla yönetilmek suretiyle havada yüzerek belirlenen yerlerine oturuyorlardı.”


      Annie Besant “ Dünyasal manyetizmanın güçlerini anlayan ve kontrol edebilen “ kişilerden söz ederken acaba kimleri kastediyordu?...


      Çağlar boyunca sırlarını hiçbir uygarlığa açmadan  günümüze kadar gelen piramitler  dünya bilim ve teknolojisini aşan bir teknik mimari bilginin ürünüdürler. Bu bilgi D.D kaynaktan gelmiş ve hala dünya bilim adamları tarafından çözülememiş olabilir mi?


      Çok eski efsanelerde piramit inşasında kullanılan “majik çubuklar”dan söz edilir. Bu çubuklarla belirli bir dalga boyunda olmak üzere  önceden tespit edilmiş bir vibrasyonel ses tonu oluşturulabiliyordu. Walter Owen 1947 yılında sesin ezoterik kullanımı hakkında şunları yazmıştı: “ Ses herkesin düşünemeyeceği türden imkanlar taşıyan bir kudrettir. Ve bu kudretin kullanımı  kadim ermişlerin bildikleri  fakat günümüzün emekleyen biliminin yitirdiği ve ya karşısına geçip dudak büktüğü bir bilimdir. Kozmosun çevresi ve dokusu ses kudreti sayesinde ayakta durmaktadır ve yine ses kudreti sayesinde çözülerek yok edilebilir. Mısırlı rahipler bu bilgiye sahiptiler.”

      İster istemez akla şu soru geliyor ; Mısırlı rahipler bu bilgiyi nereden almışlardı?

Mühendis Rudolph Gantenbrink’in 1993 yılında Büyük Piramitte gerçekleştirdiği buluş da aynı ölçüde ilgi çekicidir. Gantenbrink ve ekibi “UPUAUT 2” ismini verdikleri küçük bir robot aracı Kraliçe Odası’ndaki hava kanalının içine yollamış ve bugüne kadar hiç bilinmeyen 60 metrelik bir tünel bulmuştu (Altta). Gantenbrink iki haftalık bir çalışmadan sonra 4500 yıllık metal bir kapıya ulaştığını söylüyor ve bu kapının bilinmeyen bir alana açıldığını iddia ediyordu. Fakat ne yazık ki kapının keşfinden sonra geçitlerdeki tüm araştırmalar Mısırlı yetkililer tarafından durdurulmuş ve yeniden başlatılmasına izin verilmemiştir. Yani yine bişeyler örtbas edilmeye çalışılmaktadır...


      Üçüncü Piramit´in konumu bize yine aynı planı gösterir. Yine kuzey-güney ve doğu-batı hesapları yapılmıştır. Sonuçta Giza Piramitleri belli bir plan üzerine yapılmıştır ama yapanların amacı nedir? Veya inşaat neden böyle düşünülmüştür? Eğer bu üç yapı MÖ 2660´de IV. Hanedan döneminde yapılan birer mezarsa görünüyor ki sonraki firavunlar ölçüleri kavramışa benzemiyorlar. Giza´daki diğer tüm tapınaklarda çok farklı bir karakter görüldüğü gibiSakkara´da bulunan III. ve VI. Hanedan firavunlarının mezarları da bu tarz değil. Farklılığı anlamak için öyle bilimci olmak falan da gerekmiyor. Petrie Giza Piramitleri´nin içinde düzenli ve hesaplı geçitlerin bulunduğunu da düşünüyordu ama bunların yerlerini bulmak imkansızdı. Demek ki piramitleri yapanlar çok boyutlu hesaplamayı veya uzay-geometriyi biliyorlardı. Ama bunlar hiç sevilmeyen üç firavuna birer mezar mı inşa etmişlerdi yoksa Giza Piramitleri´ni bulan üç firavun burada mı gömülmek istediler? Cevap için biraz daha bekleyeceğiz araştırmalar daha da geliştirilip sonuçlandırılıncaya kadar; Gizemin çözümü büyük olasılıkla temellerin altında yatıyor; bakalım hangi şanslı ve cesur araştırmacı bir gün oraya inebilecek... 


      Piramit dev bir güneş saatidir.Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterirler.Piramit'i çeviren tas levhaların uzunluğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir.Bu gölgelerin tas levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 02419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabiliyordu.


      Büyük Piramit’le dünyanın merkezi arasındaki uzaklıkKuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir.


      Gözde’den geçen boylamdünyanın denizleriyle anakaralarını iki esit parçaya böler.Bu boylam ayrıcakara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olupbütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturur.



      Büyük piramit'in tepesi Kuzey kutbunuçevresi ekvatorun uzunluğunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir.



      Giza piramitleri tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilmekte. Bunlar; KeopsKefren ve Mikerinos piramitleridir ve isimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır.



      Kefren Piramidi Gize piramitleri dünyanın en büyük piramitlerdir. Bunlarla birlikte ve Mısır’da yüzlerce irili ufaklı piramit mevcuttur. Gize piramitlerini diğerlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamış olmasıdır.
Keops’un oğlu Kefren için yapılmış piramit 136 metre yüksekliğe sahip.



      Kefren piramidinin dış yüzeyinde yer alan kaplamalar bugün sadece tepesinde görülebilmekte.
Gize piramitlerinden İçi ziyaret edilebilen tek piramit olan Kefren piramidinin mezar odası.Piramitler ile ilgili çeşitli matematiksel bulgular arasında ilginç olanları şunlar: Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklasık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyor. (149.504.000km)
şehri yakınlarında tam olarak Nil Deltası’nın tabanına yerleştirilmiştir. Mısır astronomi bilgini Mahmut Bey Keops’un binlerce yıl önce dolanımının en yüksek noktasına varmış Sirius yıldızı ışınlarının piramidin güney tarafı üzerine diklemesine düştüğü bir devrede inşa edilmiş olduğunu söyler.Piramidin yapım planında sık sık karşımıza çıkan 2861022 sayısı anahtar sayı olarak kabul edilir çünkü bu sayı güneş ve yıldız yılının değerini güneş ile yeryüzü arasındaki uzaklığı yeryüzü ile yörüngesi arasındaki ilişkiye göre yerçekimi kanununu ve yeryüzü yörüngesinin merkezkaç değişimlerinin sınırlarını belirlemeye olanak sağlamaktadır. Görüleceği üzere Piramit gerçek bir geometri ve ölçü harikasıdır. Birçok bilim adamı ve yazar Giza’daki Keops Piramidi’nin bugünkü bilim bilgileri ve makinelerle bile yapılamayacağını ısrarla söylemektedirler. Büyük Piramit hiçbir zaman anlaşılmamış olan bir tekniğin ve dehanın gözle görülür tanıklığını yapmaktadır.




      Peki Keops Piramidi’nin yüksekliğinin bir milyara çarpımının yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı vermesi bir rastlantı mıdır? Piramidin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmesi bir rastlantı mıdır? Taban çevresinin yüksekliğin iki katına bölünmesinin Pi sayısını vermesi bir rastlantı mıdır? Piramitte dünya ağırlığını gösteren hesapların bulunması bir rastlantı mıdır? Piramidin kurulduğu kayalık alanın büyük bir özen ve doğrulukla düzeltilmiş olması bir rastlantı mıdır? Bugünkü teknoloji ile yapılamayacak bir şeyi eski Mısırlılar basit teknoloji ve sade aletleriyle nasıl yaptılar? Mısırlılara dünya-dışı zeka ‘dışardan yardım’ mı geldi? Yoksa bu yapılar Dünya dışı Ziyaretçiler tarafından mı yapıldı.



      Büyük Piramit ( Khufu Keops ) dünya karalarının tam ortasında bulunmaktadır. İnşası sırasında böyle dev bir yapının dünya karalar topluluğunun tam merkezine oturtulması için  yörenin  hatta dünyanın uzaydan görülmüş olması gerekirdi. Bu bakımdan ya uzaylılar ya da uzaylıların yetiştirdiği kimseler tarafından inşa edilmiştir. AraplarBüyük Piramidin “Uzaydan Gelen Ruhlar “ tarafından inşa edildiğine inanırlar.




      Her ne kadar okullarımızda okutulan tarih kitaplarında hala mezar anıt olarak yazılıysa da  Büyük Piramidin Firavun mezarı olarak yapıldığıyla ilgili bilgi  geçerliliğini gün geçtikçe yitirmektedir. Onun yerine onun bir inisiyasyon merkezi hatta güç elde etmekte kullanılan bir enerji üretici olarak yapıldığı konusundaki bilgiler gün geçtikçe güç kazanmaktadır. Çok değişik alşimik çalışmaların yapıldığı ve bu çalışma ve denemeler için gerekli enerjinin üretildiği bir jeneratör olarak yapıldığı daha kuvvetli olasılık halinde karşımızda bulunmaktadır. Gerek bilinen ölçüleri gerekse biçimiyle büyük Piramit ve ötekiler  mezardan çok bir güç üretici olarak yapılmış olabileceklerini düşündürmektedir. Böyle olunca da böyle bir yapının inşa bilgisinin kaynağı Raymond Drake’in belirttiği gibi ya uzaylılardır ya da onların öğretisinden yararlanmış seçkin kişilerdir.





      Ruhsal yetenekleri gelişmiş kişilerin ifade ettiklerine göre  Büyük Piramit manyetik güç yayımını hala devam ettirmektedir. C.H. Williamson ‘un “Other Tongues  OtherFlesh “ ( Başka Diller  Başka Bedenler ) isimli eserinde belirttiğine göre  dünya dışı kökenli insanlar yapıyı meydana getiren çok iri taşları antigravitasyon ya da sonik yöntemlerle ilgili bilgileri uygulayarak yerleştirmişlerdi. Belki de bu insanlar aynı güçleri kendi uzay araçlarını hareket ettirmede de kullanıyorlardı.


      Keops Piramidi ya da Büyük Piramit  Kahirenin 16.km. kadar batısındadır. Taban yüzeyi yaklaşık 53.000 m2’lik bir alanı kaplar. Orijinal yüksekliğinin 146 ile 148 m. arasında olduğu tahmin edilir. İnşa edildiği dönemde üzerinde bulunması gereken Kapak Taşı’nın artık olmaması nedeniyle şimdiki yüksekliği 137 metre kadardır. Yapılan hesaplara göre Büyük Piramit İngiltere’de Hz. İsa’dan bu yana inşa edilmiş olan tüm katedral  kilise ve şapellerden daha fazla taş kütlesine sahiptir.

       Günümüz bilim dünyasının nasıl olup da ortaya çıktığını açıklayamadığı Mısır uygarlığı hem Mu hem de Atlantis imparatorluklarının bu topraklar üzerinde kurdukları iki ayrı koloninin tufandan sonra zaman içerisinde birleşmeleri ile meydana geldi. Her iki kolonide de başlangıçta tek Tanrılı din ve Ezoterik öğreti geçerliyken Mu kolonisi bir süre sonra yozlaştı ve çok tanrılı inanca geçti. Atlantis kolonisi ise Hermes (Toth) tarafından kurulmuştu ve Osiris Dini'ni uyguluyordu .

       Osiris'in müridlerinden olan ve ondan 6 bin yıl sonra yaşayan Hermes ya da diğer bir adıyla İdris günümüzden 16 bin yıl önce beraberindeki bir güç ile Atlantis'den Nil deltasına çıktı. Burada bir Atlantis kolonisi kurdu ve Osiris dinini Mısır'da yaymaya başladı. Sais'de bir tapınak inşa eden Hermes için Mısır'ın ünlü "Ölüler Kitabı"nda "ilahi kelamın efendisi ve ilahi sırların sahibi" denilmektedir.

       Kuzey Mısır Hermes döneminden Firavun Menes dönemine kadar (M.Ö. 5.000) Hermetik rahipler tarafından yönetildi. Daha sonraları İdris Peygamber olarak tek tanrılı dinlerin efsanelerine giren Hermes'e Yunanlılar aynı zamanda hem kral hem büyük rahip hem de din kurucu olması nedeniyle üç defa büyük anlamına gelen "trimejit" sıfatını layık gördüler.

       Bu noktada Hermes ve Mısır'daki kardeşlik örgütünün gelişimine kısa bir ara verip büyük yıkıma bir dönemin sonra erip yeni bir dönemin açılmasına yol açan Tufan'a değinmek gerekiyor.

       Tufan bazı bilim adamlarının iddia ettikleri gibi sadece Mezopotamya ve Ortadoğu ile sınırlı değildir. Aksine tüm dünya insanlığının hafızasında silinemeyecek izler bırakmış olan bu felaketten en az etkilenmiş bölgelerin başında Ortadoğu gelmektedir.

       Aynı anda iki dev kıtanın sulara gömülmesinen neden olan felaketten söz etmeyen dini efsanelerinde mitoslarında ona yer vermeyen millet ya da kavim yok gibidir. İskandinavyalılar Hintliler Yunanlılar Yahudiler TürklerKızılderililer Polonezyalılar kısacası dünyanın dört bir köşesinden tüm kavimler tufan olayından oldukça ayrıntılı biçimde bahsetmektedirler. Bunun yanısıra kutup buzullarının da en son 12 bin yıl önce çözüldükleri bilinmektedir. Tüm dünyanın değilse bile okyanuslara uzak bölgeler ve yüksek yerier hariç her yerin dev dalgalar ve çözülen buzul sulan altında kalmasına yol açan bu felakete ne sebep olmuştur?

       İnsanlığın neredeyse sonunu getirecek nitelikte olan bu felaketin nedeni hakkında üç ayn teori öne sürülmektedir.

       Bunlardan ilki uzaydan gelen çok büyük bir meteorun dünyanın güneş yörüngesindeki ekseninde dahi sapmaya yol açacak kadar büyük bir şiddetle Mu kıtasına çarptığını iddia etmekte. Bu teoriye göre Pasifik çukurunun oluşması ve Mu kıtasından bu denli az tıelirti kalmasının ~ıedeni bu meteordur. Ancak bu teori eksendeki sapma nedeniyle Atlantis'in de battığını öne sürerken diğer kıtaların bu sapmadan niçin çok fazla etkilenmediklerine açıklık getirmiyor.

       İkinci teori ise James Churchward'ın öne sürdüğü jeoloik nedelerle kıtalann batması teorisi. Churchward Atlantis ve Mu kıtalannın denizden yükselmelerine bu kıtalann altındaki büyük gaz kütlelerinin sebep olduğunu ve zamanla bazı noktalardan yeryüzüne çıkan gazların içinde bulunduklan ceplerin boşalmasına neden olduklarının öne sürüyor. Churchward'a göre içleri boşalan bu ceplerin üzerindeki topraklar çökmüş ve kıtalar da bu nedenle batmıştır. Ancak İngiliz araştırnıacı bu olayın iki kıtada birden aynı anda ya da çok kısa aralıklarla nasıl meydana geldiğini izah edemiyor.

       Üçüncü teori ise uygarlık ve teknolojide çok büyük aşamalar kaydeden Mu ve Atlantis'in birbirleriyle savaşmalan ve kendi sonlannı kendileri hazırlamalan teorisi. Büyük tufandan sadece 12 bin sene kendi uygarlığımızın başlangıcı olarak kabul ettiğimiz tarihten itibaren de sadece 6 bin sene sonra atomik güçleri knllanabilecek aşamaya geldiğimiz düşünülürse en az 70 bin yıl yaş-ış olan uygarlıklann bilim ve teknoloji alanlarında da hangi boyutlarda olabilecekleri tasavvur edilebilir. İnsanoğlunun hırsının geçmiş dönemlerde bugünkünden daha az olduğunu düşünmek için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Dünya hakimiyetini sağlamak için aynı düzeydeki iki kuvvetin çekişmesine sadece günümüzde rastlanabileceğini iddia etmek komik olur.

       Bazı eski Tibet Maya Hindu belgeleri ile Tevrat gibi Ortadoğu dini kitaplarında bu iki uygarlık arasındaki savaşta kullanı- silahlar hakkında; efsane ile karışmış nitelikte çeşitli bilgiler günümüze kadar ulaşmıştır. İşte bu atomik ve bugünkü teknolojimizin henüz bulamadığı bilinmeyen daha güçlü bazı silahların topyekün kullanımı iki kıtanın karşılıklı olarak aynı anda batmasına ve kutup buzullannı dahi eritecek bir sıcaklık şoku ile dev dalgaların oluşmasına neden olmuştur. Dev dalgalar tüm dünyayı kaplarken sadece çok yüksek bölgeler ve tıer iki felaket noktasına da hemen hemen aynı uzaklıkta bulunan ve Akderıiz Karadeniz Kızıldeniz gibi nispeten kapalı bir denizin iç kesimlerinde olan yerler sel sulanndan datıa az etkilenmiştir. Nitekim Nuh efsanesi ve benzeri efsanelerde görüldüğü gibi kimi insanlar basit tahtadan teknelere binerek dahi bu büyük felaketi atlatabilmiţlerdir.

       Ancak tufan sonrasında uygarlıkta gerileme kaçınılmaz olmuştur. Tibet Maya Mısır ve Mezopotamyâ da tufanı nispeten daha az etkili olması buralardaki uygarlıkların belli bir düzeyde varlıklannı sürdürnıelerini sağlarkendünyanın büyük bir bölümünde korkunç bir gerileme yaşanmıştır. Buralarda boyğulmaktan her nasılsa kurtulmuş olanlar taş devrine geri dönmüşlerdir. İşte günümüz bilminin 5-6 bin yıl önce yaşandığını iddia ettiği taş devrinin altında yatan gerçek bu gerilemedir.

       Öte yandan güneşten uzaklaşan gezegenlerin soğuması gibi ana ışık kaynağından yoksun kalan ayakta kalabilen tüm kardeşlik örgütleri ve dini öğreti okullan da benzeri bir gerilemenin içine girnıiş ve giderek yozlaşmışlardır. Bu yozlaşmayı nispeten yavaşlatabilen Tibet Mısır ve Babil gibi merkezler ise bugünkü uygariığın beşiği olmuşlardır.

       Günümüz Mısırologları Gize'deki Keops Kefen ve Mikerinos piramitlerinin yapım tarihi olarak M.Ö. 3.000 yıllarını verirler. Ancak bu tarih kesin değildir ve bazı uzmanlar bu pramitlerin söz konusu tarihten çok daha önce yapılmış olabileceklerini kabul etmektedirler.

       Sadece Keops piramidinin yapımında 2 milyon 600 bin adet dev blok taş kullanılmıştır. Bu dev bloklar yüzlerce mil ötedeki taş ocaklarından çıkartılmış yüzeyleri pürüzsüz denecek ölçüde düzeltilmiş yapı alanına kadar taşınmış ve burada metrelerce yükseğe çıkartılarak birbirlerine birleştirilmiştir. Bu 3 bin yıl önceki teknoloji ile nasıl mümkün olmuştur? Uzmanlar günümüz teknolojisini kullanarak dahi böyle bir yapının en az bir yüzyılda bitirilebileceğini söylemektedirler.

       Gerçekte bu üç büyük piramit tufan öncesi teknolojisi kullanılarak Hermes rahipleri tarafından inşa edilmiştir ve bugün sanıldığı gibi sadece birer fıravun mezarı değildirler. Firavun mezarları olmalarının yanısıra piramitlerin asıl işlevleri inisiasyon törenlerinin yapıldığı birer mabet olmalarıdır. Tufan sonrasında yapılmış olan ve ilk üçüne kıyasla çok daha küçük ve basit adeta çocukça birer taklit niteliğinde olan diğer piramitlerin yegane işlevi ise fıravun mezarları olmalarıdır.

       Yunanlı tarihçi Heredot ilk üç piramidin ve sfenks gibi birçok gizemli eserin Tufan öncesinde yapıldığını doğruluyor . Mısırlı rahipler Heredot'a bu piramitlerin tufandan önce Mısır'ı yöneten firavun Surid döneminde Herrries rahiplerinin "üstadlık sırlarını" daha sonraki nesillere ulaştırmak amacıyla inşa ettiklerini ve aradan 341 nesil geçtiğini söylemişlerdir. Mısır'lı rahiplerin verdiği bilgiler doğrulsunda yapı- kabaca bir hesaplama piramitlerin günümüzden en azından 12-13 bin yıl önce yapıldıklarını ortaya koymaktadır.

       Bu üç piramitten özellikle Keops piramidi ile ilgili bulgular bu primamidin çok özel bir yapı olduğunu ve bulunduğu noktaya da özellikle yerleştirildiğini gösteriyor. Piramidin yapımında kullanı- ölçüler binlerce yıldan bu yana matematik ve geometri bilimlerini kullanan büyük mimarların eseri olduğunun ispatı niteliğinde.

       Edouard Schure'nin inisiasyon törenleri için özel inşa edildiğini söylediği Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyon ile çarpımı dünyanın güneşten yaklaşık uzaklığı olan 149 milyon kilometreyi vermektedir. Piramidin tam uç noktasından geçen meridyen kara ve denizleri iki eşit parçaya böler. Keops aynı zamanda 30. paralel üzerindedir ve bulunduğu nokta dünyanın diğer gizemli noktaları ile büyük bir uyum içinde birleşir. Piramitin tepesinden doğuya uzatı- dümdüz bir çizgi Tibet'in başketi Lhassa'ya ulaşır. Bu noktadan 60 derecelik bir açıyla dönüldüğünde Atlantik okyanusuna yani batık kıta Atlantis'e varılır. Yine bir 60 derece dönüldüğünde ise ulaşı- yer Yukatan yarımadasındaki Maya piramitleridir.
       Hermes müridlerince inşa edildiği bu denli açık olan Keops piramidinin içinde varlığı saptanan çeşitli odalar bunların ateş ve ölüm odaları olarak törenlerde kullanıladıklarını ortaya koymaktadır.

       Keops piramidindeki bu gizemli mabetten kimler geçmedi ki? Musa Orfe Pisagor Efiatun ve niceleri...

       H
ermes ve onun devamı olan başrahiplerin yönetimindeki Mısır Ezoterik doktrinin barınağı ve okulu olageldi. Yönetici firavunların aynı Mu'da ve Atlantis'de olduğu gibi inisiye edildikleri ve rahipler örgütünün sembolik lideri oldukları Mısır'da Ezoterik sırlar da bu güçlü örgütlenme sayesinde rahatlıkla korunabildi. Tüm rahipler sırların dışarı çıkmaması ve öğretinin yozlaşmaması için ketumiyet yemini ederlerdi. Yemine titizlikle uyulmasını sağlamak için en küçük sırrı dahi ifşa edenlerin derhal öldürülmesi cezası konmuştu.

       Bu arada ilk örgütlenmelerinin Mu ve Atlantis kıtalarında başladığı sanı- çeşitli mesleki kuruluşlar ve özellikle de inşaat loncaları piramitlerin ve diğer mabetlerin yapımında aktif rol oynadılar. Mısır'daki bu loncaların devamı niteliğinde olan Yahudi loncalarının Süleyman Mabedi'nin inşasında oynadıkları rol daha yakından tanınmaktadır.

       Mısır Ölüler Kitabı'nda anlatıldığına göre inisiye edilmeyi isteyen rahip adayı gözleri bağlanarak, önünde Osiris'in dişil ifadesi olan İsis'in yüzü örtülü bir heykelinin bulunduğu bir mabedin kapısına getiriliyordu. Burada adaya İsis'in yüzünü şimdiye kadar hiçbir inisiye olmamışın göremediği belirtiliyor ve dönmesi için tıalen şansı olduğu söyleniyordu. Adaya eğer bir zaaf sonucu ya da menfaat beklentisi ile geldiyse bulacağı şeyin çıldırnıa ya da ölüm olacağı açıklanıyordu. Mabedin kapısında biri kırmızı diğeri siyah iki sütün vardı. Kırmızı sütun Osiris'in nuruna ulaşma şansını siyatı sütun ise ölümü simgelemekteydi.

       Aday mabetten içeri girme konusunda israrlıysa rehberi onu dış avluya -ürüyor ve gözlerini açtıktan sonra oradaki görevlileri teslim ediyordu. Burada bir hafta kadar kalan aday basit ruh arındırnıa işlemleri uyguluyordu.

       Sınav akş-ı aday iki çırak rahip tarafından alınıyor ve içinde bir dizi heykel ile bir mumya ve bir iskeletin yer aldığı loş bir koridordan geçiriliyordu. Çırak rahipler adaya halen geri dönme şansı oiduğunu söylüyorlar aday ilerlemekte ısrarlı ise onu duvardaki çok dar bir delikten içeri sokuyorlardı. İçinden ancak bir kişinin sürünerek geçebileceği bu geçit Osiris tapınağının yani büyük piramitin giriş kapısıydı. Bu kapıdan içeri giren hiçbir zaman geri dönemezdi. Ya başarmak ya da yok olmak zorundaydı.

       Aday bu geçitte zorlukla ilerlerken derinlerden gelen bir ses "bilim ve kudrete göz diken akılsızlar burada telef olurlar" diye uyarılarda bulunuyordu. Geçit giderek dik bir yokuş halini alıyordu. Yolun sonunda aday kendisini dibi görünmeyen bir kuyununun başında bulundu.

       Adayın buradan yegane kurtuluş şansı tam başının üstünde bulunan ve zorlukla seçilebilen dik bir merdivendi. Kuyuya düşmeyen veya ne yapacağını bilmeyerek orada aciz kalmayan adaylar merdiveni tırmanırlar ve kendilerini dev heykellerin bulunduğu geniş bir salonda bulurlardı.

       Burada adayı "Kutsal Semboller Muhafızı" adı verilen görevli rahip karşılar ve birinci sınavı başarıyla tamamladığı için kendisini kutlardı. Bu salonda yer alan 22 dev heykelin altında 22 temel sırrı ifade eden aynı sayıdaki harfleı- ile bunların sayısal sembolleri vardı. Bunlardan I sayısı ve "A" tıarfinin Tanrının ve onun yeryüzündeki en yüksek ifadesi olan insanın sembolü olduğunu öğrenen adaya diğer sırlar da sırasıyla verilirdi.

       Bu mabetteki tüm sırları öğrenen aday daha sonra merkezi ateş odasına -ürülürdü. Bu odada dev alevlerin olduğunu gören adayda doğan tereddütü rehberi bir zamanlar kendisinin de aynı alevlerden geçmiş olduğunu söyleyerek giderirdi. Alevlerin ara- sına dalan aday bunların gerçek alevler olmadığını bir göz ya- nılgısı olduğunu görürdü. Ateş sınavını su sınavı izler aday çok karanlık ve içinde derin çukurların bulunduğu bir su bi- rikintisinden ürpertiler içinde boğulmadan geçmeye çalışırdı. Bu sınavı da başarıyla tamamlayan adayı iki görevli rahip karşılar ve içinde rahat bir yatağın bulunduğu bir odaya bırakırlardı. Burada aday derinden gelen rahatlatıcı bir müziksesinin de etkisiyle kendinden geçerdi. Aday uyandığı zaman karşısında çırılçıplak ve çok güzel bir kadının durduğunu görürdü. Kadın adaya içki sunar ve kendisinin sınavları başarıyla geçenlere sunulan bir ödül olduğunu söylerdi. Aday kadının bu sözlerine kanıp da kendisiyle cinsel temasta bulunursa az önce içmiş ol- duğu içkinin içinde bulunan uyku ilacının etkisiyle uyur ve uyan- dığında yanlız olduğunu görürdü. Kısa bir süre sonra odayama- bedin baş rahibi girer ve adaya daha önceki sınavlardan başarıyla geçmiş olmasına rağmen kendisini yenmeyi başaramadığını nefsine hakim olmayı bilmeyen bir kimsenin duygularına esir ola- cağını ve karanlık içinde yaşamaya mahkum olduğunu söylerdi. Bu adaylar bir daha çıkmamacasına bu küçük odllarda hapis hayatı yaşarlardı. Ancak aday içkiyi ve kadını reddederse ellerinde meşaleler ile 12 görevli rahip kendisini alır baş rahibin ve görevliler kurulunun beklediği siyah ve beyaz taşlarla döşeli Osiris Mabedi'ne gö- türürlerdi. Burada Osiris'i simgeleyen bir heykel ile onun eşi ola- rak kabul edilen ve kucağında oğlu Horus bulunan İsis'in bir heykeli vardı. Başrahip adaya burada göreceli tüm sırları hayatı pahasına saklayacağına dair yemin ettirir ve onu kardeş rahip olarak ilan ederdi. Böylece aday çırak rahip ünvanını alırdı. Ancak önünde çok uzun bir dönemi vardı. Çıraklık süresi kişiden kişiye değişirdi. Bir çırak ancak rehberi olan üstad rahibin kararı ile üst dereceye geçme hakkına satıip olabilirdi. Yıllarca sürebilen bu dönemde çırak rehber üstadından sürekli ders alır ve hücresinde meditasyon yapardı. Bu uzun bekleme döneminde çırağın görevi bilmek değil öğrenmekti. Devamlı gözaltında tutulan sert kurallara büyük bir disiplin içinde uyan ve sürekli itaat eden çırak yavaş yavaş kendisinde bir başkalaşım hissederdi. Çıraktaki başkalaşımı kendisi de gözlemleyen retıberi zamanın geldiğine karar verir ve hakikatin yakında ifşa edileceği müjdesini verirdi. Başrahip çırağa hakikatin nuruna ulaşması 'ıçin ölmesi ve yeniden doğması gerektiğini aksi takdirde Osiris'in yüce meclisine kimsenin katılmayacağını söylerdi.

       Çırak "kendimi feda etmeye hazırım" cevabını verirse görevliler tarafından içinde bir köşede açık bir mezarın bulunduğu "yeniden doğuş odası"na -ürürlerdi.

       Başrahip burada ölümün herkes için olduğunu ancak her canlının da yeniden doğacağını söyleyerek çırağı mermer mezarın içine sokar ve kapağını da kapatırdı. Mutlak karanlık içinde kendisiyle başbaşa kalan çırak mezarda ne kadar kaldığını bir süre sonra algılayamaz hale gelirdi. Gerçekte sadece bir gece mezarda kalan çırağa bu süre çok daha uzunmuş gibi gelirdi. Çırak ancak sabaha karşı başının hemen üstünde küçük bir deliğin olduğunu farkederdi. Beş köşeli yıldız şeklindeki bu - öylesine ayarlanmıştı ki sabah olunca Seher yıldızı "Sotis"in ışığı tam bu deliğe vuruyor ve onun pırıl pırıl parlamasına neden oluyordu. Bu yıldız çırağa Tanrının varlığının ispatı ve Hakikatin Nuru gibi görünürdü.

       Işığın yavaş yavaş azalmaya yüz tuttuğu anda mezar kapağı açılır ve baş rahip çırağa müjdeyi verirdi; "Sen dün akş- öldün ve Osiris'in ışığını görerek yeniden doğdun. Artık büyük sırlarımızı öğrenmeye hak kazanan bir inisiye kardeşimizsin"...

       Bu açıklamadan sonra yeni üstad rahip "büyük doğu" denilen ve tüm üstad rahiplerin hazır bulundukları geniş bir salona -ürülür tören burada devam ederdi. Kapı içeri girenlerin başlarını

       eğmelerini gerektirecek kadar alçaktı. Doğuda baş rahibin kürsüsünün hemen üstünde bir eşkenar üçgenin ortasındaki gözün içinden çıkan kaynağı belli olmayan güçlü bir ışık bulunurdu. Bu sembole herşeyi gören Osiris'in gözü adı verilirdi.

       "Hyorofan" adı da verilen baş rahip bu aşamada şöyle konuşurdu:

       "Bu noktaya kadar gelmeyi baţaran sen büyük sırların da eşiğine dayanmış oldun. Bundan önce sana verilen sırlar küçük sırlar yani İsis'in sırlarıydı. Şimdi ise büyük sırları yani Osiris'in sırlarını elde edeceksin.

       Tanrı Osiris kendisi karısı İsis ve onların oğlu olan Horus'dan oluşan bir üçlemedir. Osiris yaş-ın kendisinden doğduğu kutsal babayı İsis onun dişil ve üretken yanını Horus ise İlahi Kelam ve maddi alemi remzeder. Tanrı bir bütündür ve tektir. Bu üç kişilik bölünme zaafın değil mükemmelliğin ifadesidir.

       Bu Yüce Varlıktan çıkan insanlar da birer ölümlü Tanrıdır. Yüce Tanrıya ulaşmalarına çok az kalan Kamil İnsanlar ise ölümsüz insanlardır. İlahi düzende hiçbir şey küçük olmadığı gibi hiçbir şey de büyük değildir. Ne mutlu bu sözleri anlayabilene. Çünkü bunları anlamak demek yüce sırlara sahip olmak demektir. Bu sırları kalbine göm ve onu ancak kendi eserlerinde ifşa et"...

       Bu sözlerden sonra yeni üstada özel üstad kıyafeti giydirilir ve = yemin ettirilirdi. Eğer yeni üstad Mısırlı ise yönetici rahip olarak mabette görev yapar yabancı uyrukluysa da din kurınak veya kendisine verilecek başka bir görevi yerine getirmek üzere ülkesine gönderilirdi. Ancak bu tür inisiyelere ayrılmadan önce mabedin sırlarını inisiye edilmeyenlere verrrıeyeceklerine dair bir kez daha ketumiyet yemini ettirilirdi. Aksine davrananlara rıerede olurlarsa olsunlar kendilerini ölümün beklediği hatırlatılırdı.

       Kendisi de bir inisiye üstad rahip olan Musa'nın öğretisinde mutlak gerçeği açıklayamamasının ve doktrinini ancak üç kat sır perdesi altında ifşa etmesinin arkasında yatan neden bu ketumiyet yeminidir. Musa kuşkusuz ölüm korkusuyla değil bir Kamil üsdatın ettiği yeminden dönmesinin ********lik olacağı bilinciyle bu şekilde davranmak zorunda kalmıştır. Kaldı ki Musa öğretisini tüm gerçekliği ile açıklayamayaca~ının da farkında idi. Ezoterik öğretiye ne denli yakın olurlarsa olsunlar yine de bu konularda nispeten cahil olan müridlerine dinini öğretebilmek için tüm söylemlerini basitleştirmek zorundaydı.

PİRAMİTLERİN SIRRI VE NASIL YAPILDIKLARI HAKKINDA YORUMLAR...
§ Nuh tufanından sonra hersey sıfırdan baslamıs pıramıtlerse nuh tufanından once yapılan bır yapıt halen bu yapıtları cozemıyoruz cunku nuhtan oncekı bılıme sahıp degılız ewet mukemmeller ama cozecegız ( Anonim Yorum)
§ Belki size saçma gelebilir ama kuranda hz süleymanın cinlerden ve insanlardan oluşan bir ordusu vardı.aynı zamanda çinleri yapı ustası olarak çalıştırırdı ve rüzgarı istediği gibi idare ederdi kunlar kuranda yazılı ayetler şahsen ben inanıyorum bir diğer konuda hz nuh gemi yaparken yine cinlerin yardım ettiğini yazıyor boş konuşmadan daha iyidir araştırmak. (Bir baska anonim yorum)

      
Mısır'daki piramitlerin yapımı ile ilgili iki olasılık sunuluyor: Uzaylıların yardımıyla yapıldığı veya rüzgârın yardımıyla bu kayaların yerinden oynatılabileceği böylece piramitlerin inşa edilebileceği düşünülüyor.

       Sevgili ziyaretçiler yer çekimi diye bir olgu var. Dünyanın gravitasyonu. Ve yukarıya attığınız herşeyaşağıya düşmek mecburiyetindedir.

       Nereye kadar?

       Bir nesneyi dünyanın çekim alanının dışına ulaştırdığınız noktaya kadar. Ulaştırabilirseniz artık dünyaya düşmek diye bir olgu söz konusu olmaz.

       Peki ne demek istiyoruz?

       Şunu demek istiyoruz. Yer çekimi kuvveti bir kuvvettir bir manyetik alan sistemidir. Bu kuvvetigravitasyonu negatif etkiyle yok edebilirsiniz. Uzayda tatbik edilen bir olgu; ama bizim dünya insanları henüz bunu bilmiyor. Aslında zor bir şey değil. Yani yeryüzünün çekim kuvvetini karşı güçle yok etmek.

       Yok ettiğiniz zaman ne oluyor?

       Yok ettiğiniz zaman o nesnenin ağırlığı sıfır oluyor ya da sıfıra istediğiniz kadar yaklaştırıyorsunuz. Sıfırdan öteye de geçirebiliyorsunuz. Yani negatif ağırlığa ulaşabiliyorsunuz. Eski Mısırlılar da bunu biliyorlardı.

       Sevgili ziyaretçiler Tutan Khamon'un mezarını açanların ard arda ölmesi birtakım âlimleri inceleme yapmaya götürdü. İncelediler acaba bu ölen insanlar neden ölüyor diye.

       Ne çıktı biliyor musunuz?

       Radyasyon.

       Yani bundan bilmem kaç bin sene evvel eski Mısırlılar atomu biliyorlardı. Onlardan da daha binlerce sene evvel dünya atom harplerine şahit oldu. Yirmi bin sene evvel havada uçan uçaklardan bahsediliyor. Bizim dünya insanları onları Tanrı zannediyorlarmış o zaman. Hollandalı Erich von Däniken'in yaptığı araştırmaları şöyle bir okursanız eğer göreceksiniz ki; Popouluh denilen o efsaneleri yazan ressamlar havada uçan tanrıların arabalarından bahsediyor.

       Sevgili ziyaretçiler bir mağarada bulunan resimle bu zamanın tekniğine göre yapılan bir resim ve havada uçabilecek modelde bir hava gemisi görüyorsunuz bir kişilik.

       Rüzgâr nasıl kullanılmış olabilir yelkenle mi? O kayaları kaldırabilmek için hangi büyüklükte bir yelkene ihtiyacınız var biliyor musunuz? Rüzgâr vasıtasıyla o kayaları yerinden kaldırabilmek öyle kolay bir olay değil o mümkün görünmüyor. Onlar masal; ama uzaylılardan bir şeyler öğrenmek deyince bunu doğru kabul edebiliriz veya eski Mısır'ın teknolojisini göz önüne getirirseniz oraya ulaştırılması imkânsız görülen o devasa muntazam şekilde kesilmiş kayaların oraya rahat rahat kaldırabileceğini görürsünüz.

       Yapılan iş basit maddenin içindeki yer çekimi kuvvetine karşı kuvveti oluşturmak Yani maddenin ağırlığını pozitif ağırlığını sıfıra yaklaştırmak.

       Ne demek istiyoruz?

       Olay çok basit sevgili kardeşlerimiz.

       Madde adını verdiğiniz sistem elektronlardan ve karşıt elektronlardan oluşur. Karşıt elektronların ağırlığı negatiftir. Elektronların ağırlığı pozitiftir.

       Bir hidrojen atomu 3676 tane karşıt elektronla 3676 tane elektrondan oluşur. Bu saydığımız elektron ve karşıt elektronların 3675 elektronuyla  3676 tane karşıt elektronu bir proton oluşturur merkezde. 3676. elektronsa çevrede döner. Bu bir hidrojen atomudur.

       Elektronların ağırlığı karşıt elektronların ağırlığının iki katıdır. Karşıt elektronların ağırlığı ise hem elektron ağırlığının yarısı kadardır hem de negatiftir. Yani 80kg'lık bir insan düşündüğünüz zaman eğer bunu sadece elektronlar olarak tartabilseydiniz 160 kg tartacaktınız. Ama karşıt elektronları (-) 80kg olarak 160 kg'ın yarısını yok ettiği cihetle o kişiyi 80 kg olarak tartıyorsunuz. Şimdi karşıt elektronların ağırlığını arttırdığını düşünün. Eşit oldukları zaman ağırlık sıfır olmuştur. (-) elektronların ağırlıkları toplamıyla (+) elektronların ağırlıkları toplamı birbirini götürmüştür. Kütle sıfır olmuştur.

       İşte kütlesi sıfır olan böyle bir nesne saniyede 300.000 km hızla hareket etmek mecburiyetindedir. Bunun adı fotondur. Bütün fotonlarda elektron ağırlıklarıyla karşıt elektron ağırlıkları birbirine eşittir ve her gamma fotonu bir elektronla bir karşıt elektrondan oluşur. Ağrılıkları eşit aynı devir sayısına sahip. Olay bu kadar basit. Şimdi karşıt elektronların ağrılığını daha öteye götürdüğünüzü düşünelim. Pozitif ağırlığı aştınız o zaman negatif ağırlık fazla olduğu için maddenin kütle ağırlığı adım adım azalır. Karşıt elektronların ağırlığını arttırıcı metodu kullandığınızda maddenin ağırlığı azalır azalır azalır ve o koca kayalar parmağınızın ucuyla oynatabileceğiniz bir hüviyet alır. İşte bu kadar basit.

       Tatbikatı mı?

       Daha zamanı gelmedi. Ama ne olacağını biliyoruz. Nasıl yapılacağını biliyoruz. Öyleyse piramitleri yapma yöntemini uzaylılardan almışlarsa uzaylıların önerdikleri tatbik ettikleri yöntem budur.

       Bir baska kaynagida incelersek...

  1. Mısır Piramitleri İlkel Zamanda Nasıl Yapıldı 
İşte Cevap...


Keops'un Mimarı
       Mısır piramitleri dünyanın yedi harikasından sayılır. Gerçekten de bu firavun mezarları üstün yetenekli mimarların yönetimi altında binlerce insanın çalışmasıyla gerçekleştirilmiş büyük bir başarıyı simgeler...



       5000 yıl öncxe firavun Keops aynı zamanda iyi bir mimar olan baş veziri (bugünkü başbakan) ve yeğeni hemiunu'yu Kahire yakınlarında ki büyük Gize piramidinin yapımıyla görevlendirdi.Bu iş otuz yıldan daha uzun bir sürede tamamlanacak ve 2 500 000 m3 taş harcanacaktı.Mimar planları ve hesapları yaptı ama işi bununla bitmedi: Sık sık şantiyeye uğruyor işcilerin yaşantısını ve yemeklerini paylaşıyor. Bütün işciler onun gözünden hiç bir şeyin kaçmadığını biliyorlar ve sert çalışma disiplinine seve seve boyun eğiyorlar.Hemiunu çalışmalar bitinceye kadar 10.000 fazla işciyi şantiyede barındırmak zorundaydı; bu yüzden piramidini Nil kıyıları yakınında fakat çölün ortasında bir yere dikmeyi tercih etti.Yalnız nehrin taşma mevsiminde yanı yılda topu topu yüz gün çalışılacak.(BURAYA DİKKAT TAŞ BLOKLARIN NASIL TAŞINDIĞI ANLATILIYOR) Böylece suların yükselmesinden yararlanarak Nil'in öbür kıyısındaki Tura ocaklarından gelen iyi cins kalker bloklarını daha kolay taşıyabilecekler.Bu bloklardan bazıları yirmi tondan ağır çekiyor.Hemiunu işin en güç yanı olan bu taşıma sorununu doğrusu iyi çözümledi. Koca taş kütleleri devamlı sulanarak kaygan halde tutulan hafif eğimli bayırların tepesine yerleştiriliyor.Buradan kaydırılarak sallara yüklenen taşlar ırmağın karşı yakasına taşınıyor.Oradan da yüzlerce kişinin çektiği kızaklarla şantiyeye götürülüyor.


       Irmak yatağına çekildiği zaman da bu taşları perdahlayıp düzeltmek gerekiyor; yapım yerinde bulunan bir kayanın içine oydukları bir mezar odalarını örtmek için bu taş levhaları kaplama olarak kullanacaklar...

       Piramitleri inşa edenlerin köleler olduğu düşüncesinin yanlış olduğu belirtilirken piramitleri inşa ettikleri belirtilen işçilerin mezarları kamuoyuna açıldı.

Piramit efsaneleri ~Detayli Arastirma~ 

AA
11 Ocak. 2010 Pazartesi


       KAHİRE - Mısır geçen hafta bulunan Gize piramitlerini inşa eden işçilere ait olduğu belirtilen mezarları kamuoyuna açtı.


       Yaklaşık üç metre derinliğindeki mezarlarda 12 işçinin iskeletleri bulunuyor. Kuru çöl kumu ile işçilerin sonraki yaşamı için saklanan bira ve ekmek testileri sayesinde mükemmel bir şekilde korunmuş mezarlar 4. hanedan (MÖ 2575-2467) dönemine tarihleniyor. 

       Piramitleri inşa edenlerin köleler olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Mısır arkeoloji yetkilisi Zahi Havasmezardaki işçilerin yoksul ailelerden geldiklerini ve yaptıkları iş dolayısıyla kendilerine saygı duyulduğunu söyledi.

       Havas "Köle olsalardı hiçbir zaman böyle muteber bir şekilde gömülmezlerdi" dedi.
Antik Yunan tarihçisi Heredot piramitleri yapanların köleler olduğunu söylemiş Mısırlılar bunun bir mit olduğunda ısrar etseler de piramitlerin yapımında kölelerin kullanıldığı düşüncesi Hollywood filmlerince yayılmıştı. 

       Piramitleri yapanların mezarları ilk kez 1990 yılında bir turistin bindiği atın ayağının bir duvara çarpması ve daha sonra bu duvarın mezar olduğunun anlaşılmasıyla ortaya çıkmıştı.

       (IHA) Mısır piramitlerinin çok yakınında piramitleri yapan işçi işçibaşı usta ve süslemeleri yapan sanatçıların mezarları bulundu.

       Mısır Tarihi Eserler Kurumu Başkanı Zahi Havvas "Mısır piramitlerine çok yakın bir mesafede piramitleri yapan işçilerin mezarlarına rastladık. Piramitleri yapan işçilerin mezarlarının bulunması konusundaki çalışmalar 1990 yılında başlamıştı. Uzun süren arkeolojik kazılar neticesinde işçilerin katiplerin süslemeleri ve heykelleri yapan sanatçıların mezarlarına ulaştık" dedi.

       Havvas işçi ve işçi ekip başlarının taşları taşıyanların resimleri çizenlerin ve heykelleri yapanların hepsinin bağlı oldukları ekip başıyla beraber isimlerinin hiyeroglif yazı ile yazılmış olduğunu belirlediklerini dile getirdi. Bu hafta keşfettikleri mezarların hemen piramitlerin önünde yer aldığını bu kabirlerin işçi başları ve işçi başlarının yanında çalışanlara ait olduğunun belirlendiğini ifade eden Havvas "Çalışanların isimleri ve lakaplarının yazılmış olduğunu keşfettik. Bu keşif daha önce piramitlerin yapımı ile ilgili kitaplarda yazılanların doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Piramitleri iddia edildiği gibi köleler inşa etmedi. Köleler büyük binalar yapabilir ancak piramitleri inşa edemez. Özellikle de Kral Hufu’nun piramidi gibi bir eseri hiç inşa edemez" şeklinde konuştu.

       Piramitleri uzaylıların yaptığı şeklindeki iddialara da bu kabirlerin ışık tuttuğunu dile getiren Havvas "Piramitleri uzaylıların veya Yahudilerin yaptığı şeklinde bütün dünyaya yayılan yalan iddiaları da bu kabirler boşa çıkarmıştır. Çünkü piramitleri yapan işçi ve ustaların hepsinin isimleri 4500 yıldan bu yana bu bölgede yaşayan Mısır isimleridir. Mezarların yanında yapılan diğer kazılar ise işçiler için her gün 11 sığır ve 33 koyun kesildiğini ortaya çıkardı. Her gün 10 bin işçiye yemek veriliyordu.

       Heredot’un söylediği gibi 100 bin değil 10 bin işçi bulunmaktaydı. Bütün bunlar piramitlerin eski Mısır’ın milli projesi olduğunu kanıtlamaktadır. Piramitlerin yapımında sadece erkekler değil kadınların da çalıştığı mezarlarda çıkan kemikler üzerinde yapılan incelemeler sonrasında belirlendi" diye konuştu.

Piramitlerin Sırrı Çözüldü

Piramit efsaneleri ~Detayli Arastirma~

       Fizikçiler ve kimyagerler bilim gündemine bomba gibi düşecek bir açıklama yapmaya hazırlanıyorlar. Yıllardır kesme taştan yapıldığı düşünülen Giza Piramitleri’nin aslında beton dökülerek inşa edilmiş olduğu iddia ediliyor. Ama işin asıl şok edici kısmı M.Ö. 2520 yılında inşa edilen bu yapıda beton blokların nasıl kullanıldığı ve o blokların nasıl döküldüğü. 

       Hayatını bu işi kanıtlamaya adayan bir fizikçinin söylemi iddiaların ne denli kuvvetli olduğunu gösteriyor: “Tora ve Maadi taş ocaklarından çıkarılan taşlarla piramitten alınan parçaları karşılaştırdık ve bazı anormallikler bulduk. İlk olarak taş ocağından çıkarmış olduğumuz taşların yapısına göre piramitte kullanılan maddenin yapısı çok daha karmaşık. Diğer taraftan kullanılan madde kimyasal reaksiyonda kristalleşmiyor. Eğer kullanılan madde sadece taş olsaydı bu durumun hiçbir açıklaması olmazdı. Akla ve bilime uygun düşen tek açıklama piramitlerin beton yardımıyla inşa edilmiş olmasıdır.”

Taşın doğal yapısında sıva var mı?
       Yapılan araştırmalar sonucu blokların etrafında bir sıva maddesine de rastlandı. Bazı bilim adamları bunun taşların doğal yapısından kaynaklandığını zamanla bütün taşların etrafından bir tabakanın ayrılabileceğini iddia ediyor. Böyle bir durum biraz imkânsız gibi… Çünkü yapılan incelemelerde bu tabakanın doğada hiçbir maddede bulunmayan bir değerde magnezyum ve silisyum içerdiği ortaya çıktı. Ayrıca gelişmiş mikroskobik araştırmalar da yapılmış. Bu araştırmalarda da ortaya çıkan sonuç bu blokların betondan yapıldığını kanıtlar nitelikte. Gilles Hug adlı bilim adamı ise “Tartışmaya gerek yok! Bu maddenin katkısız taş olmadığı açık ve seçik ortada” diyecek kadar kendinden emin. 

       Şok edici bir başka durum ise piramitlerdeki maddelerin mikro bileşenlerinin belirli bir kristal yapıya sahip olmaması. Doğada bulunan her madde böyle bir yapıya sahipken piramitlerdeki bloklarda bu tarz bir şeyin olmaması son derece düşündürücü. 

       Bilim adamlarının fikir birliğine varamadıkları bir başka nokta ise beton blokların piramitlerin tepe noktasında mı yoksa temelinde mi kullanıldığı sorusu. Bu görüşlerin hiçbirine katılmayan bir bilim adamı var o da Joseph Davidovits. Ona göre piramitler baştan aşağı beton bloklardan inşa edilmiş. Gerçekten de Mısırlılar uzun zaman önce yığılmış taşların imalatına başlamışlardı. Sert betonla karıştırılan kireç taşları… Davidovits’e göre bu blokların yüzde 95’i veya yüzde 97’si doğal kireç taşı geri kalan kısmı ise bazı birleştirici maddelerden oluşuyor. 

       Maddelerin birbirinden farklılığını öğrenmek için bazı kimyasal incelemeler gerekiyor. Örneğin pH değerleri bir gramında bulunan kil miktarı gibi değerler bir taşın suni mi yoksa katkısız doğal taş mı olduğunu gösteriyor. Kimyagerler ve yerbilimciler için de bu testler yol gösterici olmuş. Davidovits’e göre bu blokların içindeki birleştirici madde kireç. Kireç zaman içinde sertleşerek karbon atomlarını bağlıyor ve bu karışımın çok sert olmasını sağlıyor. Böylece oluşturulan blokların fiziksel olarak doğal taştan pek bir farkı kalmıyor. Ancak çok detaylı kimyasal tahliller sonucu doğal taştan ayırt edilebiliniyor. Bazı bilim adamlarına göre bu blokların taştan olduğu şüphe götürmezken bazılarına göre betondan veya betonla karışık taştan oluşturulmuş. Çünkü blokların içinde bulunan kireç tamamen suni. 

       Bu blokların betondan olduğunu varsayalım. Peki tonlarca bloğu nasıl taşıdılar nasıl organize oldular? Aslında bir bakıma taştan değil de betondan yapılmış olması işleri kolaylaştırmış. Doğada bulunan taşları birbirine uydurmak hepsini kusursuz bir biçimde dizmek beton yapmaktan daha zor. Ayrıca bu koca taşları başka başka yerlerden bulup piramidin yapılacağı yere taşımaktansa yakınlarda bir yerde beton yapıp hemen orada kullanmak çok daha akıllıca. Beton blokların ve diğer malzemelerin taşınmasında ise Nil Nehri’nin büyük faydası olmuş. Nil’in taşma zamanlarında hemen hemen tüm malzemeyi istedikleri yöne taşıyabilmişler. Bunun dışında piramitlerin yapımında ise tahtadan rampalar kullanılmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder